Silahların susmasıyla rahat nefes alan Doğu ve Güneydoğu, son günlerde sürecin çıkmaza girmeye başladığı yönünde öncü sarsıntıları hissetmeye başlamıştı. PKK yöneticilerinin tehdit üstüne tehdit savurması, yeni anayasada tıkanıklık yaşanması, hükümetin anadilde eğitim konusuna negatif yaklaşması ve demokratikleşme paketinin belirsizliği endişeleri arttırdı. Güneydoğu'daki hiç kimse, 40 yıllık bir sorunun 9 ayda çözülmesini beklemiyor. Bunun uzun ince bir yol olduğu aşikar. Peki yaşadığımız gerilim ne anlama geliyor, PKK neden böyle hareket ediyor?
Bunun uluslar arası, bölgesel ve yerel sebepleri olabilir. Geri çekilmeyi durduran PKK-KCK, anlaşılan o ki yeni dönemde farklı bir strateji uygulayacak. Çatışmasızlık konumunu koruyacağını açıklayan örgüt, artık silahlı eylem yerine 'sivil başkaldırı' planına geçiş yapıyor. Dünya barış günü münasebetiyle yeni dönemin ilk denemesini 1 Eylül'de yapan örgüt, kademeli olarak vites büyütecek. Örgütün sokaktaki uzantısı olan 'halk inisiyatifi', yarın (10 Eylül 2013)Diyarbakır'da yürüyüş düzenleneceğini açıkladı. Tek dilli eğitimi kınamak gerekçesiyle BDP öncülüğünde gerçekleşen yürüyüşün ardından okulların açılacağı 16 Eylül'de 'çocuklarınızı bir hafta okula göndermeyin' denilerek boykot uygulanacak. Örgütün oluşturduğu bazı 'şehitlik'lerin tahrip edilmesi ve anadilde eğitim gibi gerekçelerle üst üste sivil eylemler yapılacak.
Aslında KCK'nın yeni stratejisi temmuz ayında ilan edilmişti. Parlamento gibi çalışan Kongra Gel'in 9. genel kurulunda, "Halk serhıldanlarının etkili bir biçimde geliştirilmesi ve Türkiye'ye yayılması" kararı alınmıştı. PKK artık Gezi parkı türündeki eylemlerde öncü kuvvet olarak rol alacak gibi görünüyor. Bu noktada Cemil Bayık'ın, 'Gezi protestolarına katılmayarak hata ettik' açıklamasını not etmekte yarar var. Yeni stratejinin, örgütün arkasındaki yerli-yabancı 'akıl hocaları' tarafından çizildiği yönündeki iddialar üzerinde de düşünmek gerekir. Zira, Gezi türü olayla Türkiye'nin karıştırılmak istendiği yönünde yaygın kanaat var.
KCK'nın attığı son adımla ilgili kritik sorulardan biri şu; Madem çözüm sürecini Öcalan başlattı, madem devletle görüşmeleri Öcalan yürüttü, madem örgüt Öcalan'ın arkasında yekvücut duruyor, o zaman 'Önderlik' istemeden, böyle bir adım nasıl atılabiliyor? Öncelikle Öcalan, KCK'nın bu açıklamasına kızmayacaktır. Pragmatik davranarak kendi lehine kullanacak, 'bakın gördünüz mü, ben olmasam durum vahim. Elimi güçlendirin, durumumu iyileştirin" diyecektir. Öte yandan KCK yöneticileri de 'iradesiz-uydu' görüntüsünden kurtulmak istiyor. 'Biz de varız, hatta asıl önemli olan biziz' diyerek ispatı vücut ediyor. Bir üçüncü ihtimal de, PKK üzerindeki hâkimiyet mücadelesi olabilir. İmralı'da tutuklu bulunan Öcalan'ın PKK'ya yüzde yüz hâkim olması, bazı güçleri rahatsız edebilir. Türkiye üzerinde hesabı olanlar, PKK'yı kendi kontrollerinde tutmaya çalışabilir. Bunun için de Öcalan'ın zayıflatılması, çatışma zemini oluşturulması arzulanabilir.
Üzerinde durulması gereken diğer bir konu ise yaklaşan seçimler. Silahların susması sebebiyle halkta bir rahatlama yaşandığı, örgüt tabanında da rehavet görüldüğü belirtiliyor. Günlerce hazırlık yapılmasına rağmen Diyarbakır'daki 1 Eylül mitingine katılanların sayısı 20 bini bulmadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Arjantin dönüşü dile getirdiği, "Çözüm süreciyle birlikte oylarımız arttı. Anketlerde BDP yüzde 35, biz yüzde 55 seviyesindeyiz." açıklaması da, çözüm sürecinin sandığa etkisinin küçümsenmeyecek bir konu olduğunu gösteriyor. Seçime kadar tansiyonu yükselterek safları sık tutmaya çalışmak bir strateji olabilir. KCK'nın dünkü açıklamasında buna yönelik bir işaret vardı. "Süreci yerel seçimlere çatışmasızlık ortamında girerek seçim kazanma biçiminde ele alan AKP hükümeti bu durumun sorumlusudur." ifadesi, seçim sonuçlarıyla ilgili endişeyi dışa vuruyordu. Bölgede molotof atma, el yapımı patlayıcı kullanma, polisi taş yağmuruna tutma gibi eylemlerin son aylarda artış göstermesi de bu analizi güçlendiriyor.
BDP tabanının psikolojisi ise farklı. Öncelikle güven bunalımı yaşandığı açıkça görülüyor. Hükümetin seçime kadar kendilerini oyalayacağına, sandıkta istediği sonucu aldıktan sonra da rest çekeceğine inanılıyor. MİT- Öcalan görüşmelerinde mutabık kalınan adımların atılmadığı vurgulanıyor. "Çatışmasızlık ilan ettik, elimizdeki devlet görevlilerini bıraktık, sınır dışına çekilmeye başladık; ama hükümet tek bir adım atmadı." sözleri her fırsatta dile getiriliyor. Cezaevlerindeki KCK'lıların serbest bırakılması, terörle mücadele kanununun kaldırılması, anadilde eğitime vize verilmesi ve Öcalan'ın başka bir cezaevine nakli gibi taleplerin altı çiziliyor.
KCK, geri çekilmeyi durdurma hamlesiyle 'ipler bende' deyip psikolojik üstünlüğü yeniden ele almak istemiş olabilir. Bu adımın, hükümeti köşeye sıkıştırmayı amaçlama ihtimali de yüksek. Şüphesiz hükümet de kendi hedefleri doğrultusunda bir durum değerlendirmesi yapacaktır.
Unutmamak gerekir ki, halkın beklentisi, siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir sürecin işlemesidir. Demokratik hakları, özgürlükleri esas alıp, herkesin birinci sınıf vatandaş olduğunu gösteren adımlar atmak gerekir. Mazlum Kürt halkı, yaradılıştan gelen bütün haklarını hiçbir pazarlığa tabi olmadan kullanabilmelidir. Herkesi kucaklayan yeni anayasa bir an önce tamamlanmalıdır. Silahların yeniden konuşmaya başlaması hiç kimseye fayda sağlamaz.
http://www.zamanfransa.com/haber/tuerkiye/pkk-silahli-eylem-yerine-sivil-baskaldiri-planina-gecis-yapiyor.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder