23 ve 30 Mart yerel seçimleri, François Hollande’ın cumhurbaşkanı olmasından ve mecliste sosyalist ve çevreci çoğunluğun 2 yıl kadar önce çoğunluk oluşturmasından beri ilk seçim randevusu oldu. Bu nedenle her kentin kendine has özelliklerinin ötesinde ulusal düzeyde anlamı olacak ve şimdiki siyasi çoğunluğa bir seçim cezası olacaktır. Hangi siyasi, ekonomik ve sosyal bağlamda bu seçimler gerçekleşti? Nicolas Sarkozy’nin 5 yıllık cumhurbaşkanlığından sonra Fransızların çoğunluğu gerçek değişimleri arzulamaktadır. Bunlar nelerdir?
Öncelikle Hollande’ın cumhurbaşkanlığıyla oluşan bir tarz değişikliği, Sarkozy tarzı hiperbaşkanlık yani her şeyle ilgilenen, her şeyi kontrolü altında tutmak isteyen hiç kimseyi dinlemeyen kibirden bir kopuş söz konusudur. Örneğin Sarkozy başbakanını hükümet ve parlamento mercilerine karşı duyduğu horgörüyü belirtir şekilde basit bir işbirlikçi olarak nitelemişti. Cumhurbaşkanlığının ve hükümetin işleyişi yöntemi hakkında bir kopuş gerçekleşti. François Hollande cumhurbaşkanlığı ve hükümet faaliyetlerini yürütmede selefiyle aynı agresiflik düzeyinde değil, bu olumlu bir nokta ama tersinden bir sıkıntısı var. François Hollande farklı görüş noktalarını birleştirme ve karşıt görüşlerin egemen olduğu kendi parlamento çoğunluğu içinde hep sentezler aramaktadır. Bu koşullarda kendisini ülkenin geleceği hakkında kararlı bir vizyonu olan kendisine bir cephe çizmiş ve belirgin hedeflere sahip bir lider olarak kendini ortaya koyması zor. Kısaca söylemek gerekirse François Hollande orta vadede Fransa’nın ne olacağı hakkında bir siyasi vizyon üretememektedir.
Ekonomi cephesine bakacak olursak; 5 yıl boyunca Fransızların çoğunluğu Nicolas Sarkozy’nin ekonomi politikasının olumsuz sonuçlarını yaşadı; ekonomik yapının işadamları lehinde bozulması, on binlerce memur kadrosunun kaldırılmasıyla devlet rolünün küçültülmesi, eski kuşakların yoğun mücadeleyle elde ettikleri sosyal kazanımların tartışma konusu yapılması söz konusu oldu.
Bu politikanın sonucu da işsizliğin artması, sayısız Fransız için kaygı verici bir yoksullaşma, toplumsal eşitsizliklerin artması oldu. François Hollande’ı seçen yurttaşların çoğunluğu bu sorunların çözüme kavuşturulması için oy vermişlerdi. Ancak bu gerçekleşmedi. François Hollande ‘değişim şimdi’ sloganı etrafında bir seçim kampanyası gerçekleştirmişti ama sözünü tutmak için gerekli tedbirleri almakta yetersiz kaldı. Yeni bir ekonomi siyaseti uygulayacağını iddia eden Hollande, Sarkozy’nin çizgisini sürdürdü. Kuşkusuz Fransızlar uluslararası ekonomik krizin dayatmalarının farkında ancak neden kendisini solda tanımlayan bu hükümetin finans piyasalarına ve notlama ajanslarının diktasına karşı direnmekte yetersiz kaldığını anlayamıyorlar. Hükümetin sözlerini tutmaktaki bu yetersizliği başarısını düşürmektedir. 1958’de kurulan V. Cumhuriyetin hiçbir cumhurbaşkanının popülaritesi bu kadar düşmemişti. Nedeni basit: yurttaşlar siyasetçilerin artık seçilme nedenlerine ters bir siyaset yürütmelerini kabul etmiyorlar! Bu koşullarda oluşan risk, yerel seçimlerde rekor düzeyde bir oy kullanmama yüzdesiyle karşılaşmak.
Katılma oranındaki düşüklük aşırı sağdaki Milliyetçi Cephe’ye yarayacaktır. Bu parti popülist bir söylemle tek alternatifin kendisi olduğunu ve diğer partilerin ‘kirlenmiş’ olduğunu ve onları cezalandırmak gerektiğini söylemekte ne yazık ki çok başarılı. Aşırı sağın bu propagandası siyasi ortamı bozan birçok olaydan dolayı daha da etkin hale geldi. Böylece şubat ayından beri Fransızlar demokrasiye onur kazandırmayacak olan birçok skandaldan haberdar oldu. Nicolas Sarkozy’nin partisi UMP Genel Sekreteri Jean-François Coppé, iki yakın arkadaşı tarafından yönetilen bir iletişim ajansının cumhurbaşkanlığı kampanyası mitingleri organizasyonu için harcamalarından fazla fatura göstermesine olanak sağlamış.
Aşırı sağ çevrelere yakınlığıyla bilinen ve cumhurbaşkanlığı sırasında Nicolas Sarkozy’nin en yakın danışmanlarından Patrick Buisson’un gizlice kaydettiği devletin en üst seviyesinde 280 saatlik süren konuşmalar basına yansıdı. Nihayet Sarkozy ve avukatının 2007 yılının son aylarında cumhurbaşkanlığı kampanyalarının illegal yoldan finansmanı kuşkuları nedeniyle Fransız adaleti kararıyla telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı. Bu dosyaların durmaksızın ortaya çıkması, masuniyet karinesinin adaletin tartışılmaz bir unsuru olarak kabulü esas olmakla birlikte sağlıksız bir atmosferi beslemektedir.
Görülüyor ki, Fransa’daki yerel seçimler için birçok kaygı verici nokta var. Her zamankinden daha fazla harekete geçirici ülkenin zengin enerjilerini birleştirebilecek yeni bir siyasi projeye ihtiyaç var. Bunun için de siyasete yeniden güç ve saygınlık kazandırmak gereklidir. En farklı fikirlerin ifade edilebilmesi, siyasi sorumlular tarafından farklı eğilimlerin temsil edilmesi, yurttaşların nedenlerini tam anlamıyla bilerek kendi fikirlerini oluşturabilmelerinin ortamı sağlanmalıdır. Seçilmişlerin kendilerini iktidara taşıyan görevlerine saygı göstermeleri de yaşamsaldır. Sorun, oluşan farklılıklar değil siyasi sorumluların angajmanlarına saygı duyulmamış olmasıdır.
Eğer bir sıçrama olmazsa cumhuriyet paktı çökme tehlikesinde. Ne mutlu ki henüz o noktada değiliz ama bir risk olduğu bir gerçektir.
DIDIER BILLION
Paris Uluslararası Strateji ve İlişkiler Enstitüsü
http://ift.tt/1lLcsAy
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder