2 Ekim 2013 Çarşamba

Huzurevinde yalnız bir cumhurbaşkanı

Huzurevinde yalnız bir cumhurbaşkanı


Almanya’nın 4. Cumhurbaşkanı Walter Scheel, Baden Württemberg eyaletinin Bad Krozingen kasabasındaki bir yaşlı bakımevinde tek başına kalıyor.




94 yaşındaki eski cumhurbaşkanını ilk iki eşinden olan 4 çocuğu da ziyarete gelmiyor. Alzheimer ve unutkanlık hastalığından muzdarip olan eski Hür Demokrat Partili politikacının son aylarda sağlık durumu daha da kötüleşti. Bunun üzerine şimdiki eşi Barbara Scheel, kocası Walter’i yakınlardaki bir yaşlı bakımevine naklettirdi. Eski cumhurbaşkanı ikamet ettikleri evin yakınında bulunan bu bakımevinde şimdi sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor ve yanında hiçbir yakını bulunmuyor. Walter Scheel, ikinci eşi Mildred’in 1985 yılında vefat etmesinin ardından şimdiki eşi Barbara ile evlenmiş ve 3 yıl sonra Berlin’den bu kasabaya taşınmıştı.


Almanya’nın Solingen kentinde 1919 yılında doğan Walter Scheel, II. Dünya Savaşı’nda Alman Hava Kuvvetleri’nde üsteğmen olarak görev yaptı. Savaş sonrası Hür Demokrat Parti FDP’ye katıldı. Bir süre bakan olarak görev yapan Scheel, 1974 yılında Gustav Heinemann’ın yerine cumhurbaşkanlığına seçildi. Scheel ayrıca 1980-1985 yılları arasında Bilderberg Konferansı’nın başkanlığını da yürüttü.



http://www.zamanfransa.com/haber/dunya/huzurevinde-yanliz-bir-cumhurbaskani.html

Burger King Paris'e dönüyor

Burger King Paris'e dönüyor


Paris Saint-Lazare garinda 160 metrekarelik alana açılması planlanan Burger King'in, kasım ayında müşterilerine kapılarını açması planlanıyor.




Geçtiğimiz aylarda Fransa pazarına geri dönüş yapma kararı alan Burger King, İtalyan Autogrill şirketi tarafından yönetilecek. 140 şubenin kontrolünü elinde tutan firma, kısa süre önce Marsilya Havaalanında ve Reims'de bulunan bir dinlenme tesisinde faliyet gösteren İki Burger King subesi açarak hızlı bir 'geri dönüş' yaptı.


McDonald’s'dan sonra dünyada en yaygın fast-food zinciri olarak bilinen Amerikan şirketi, 1997 yılında yeterli oranda kar etmediği gerekçesiyle 39 şubesini kapatarak Fransa kapılarını kapatmıştı.



http://www.zamanfransa.com/haber/ekonomi/burger-king-paris-e-donuyor.html

Mancini: Juventus'u tanıyor olmam bir avantaj sayılabilir

Mancini: Juventus'u tanıyor olmam bir avantaj sayılabilir


Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini, yeni takımıyla sadece 2 gün çalışarak Juventus karşısına çıkacak olmasının handikap olabileceğini belirterek, "Sadece futbolcuların iyi olması yetmez. Şans da olması gerekiyor. Juventus'u tanıyor olmam avantaj olarak sayılabilir." dedi.




UEFA Şampiyonlar Ligi B Grubu'nda yarın Juventus'la karşılaşacak Galatasaray'da teknik direktör Roberto Mancini ve Brezilyalı futbolcu Felipe Melo, maçın oynanacağı Juventus Stadı'nda basın toplantısı düzenledi.


İtalyan gazetecilerin sorularıyla başlayan toplantıda teknik direktör Roberto Mancini, yarınki maç için hazır bir reçetesi olmadığını dile getirerek, "Galatasaray'ın kadrosu çok iyi ve iyi bir takımız. Yarın iyi bir netice almak için çalışacağız. Takımımla da bir gün çalışabildim. Juventus'un da çok iyi bir takım olduğunu düşünürsek yarın çok zor bir maç olacak." ifadelerini kullandı.



"FATİH TERİM, AVRUPA'NIN VE TÜRKİYE'NİN EN İYİ TEKNİK DİREKTÖRLERİNDEN BİRİ"

Galatasaray'ın önceki teknik direktörü Fatih Terim'in çok sevildiğini ve böyle bir teknik adamın yerine gelmesinin kendisi adına bir baskı oluşturup oluşturmayacağı yönündeki soruya Mancini, "Bir baskı hissetmeyeceğim. Fatih Terim, Türkiye'nin ve Avrupa'nın en iyi teknik direktörlerinden biri olduğu için tabii ki zor olacak. Futbolda böyle değişiklikler oluyor. Onun yaptığı işe devam edeceğim. Yarınki maçtan da inşallah iyi bir netice alırız." cevabını verdi.



"TEVEZ'İN OYNAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"

Rakipleri Juventus'un en etkili oyuncularından biri olan eski öğrencisi Tevez'in yarın oynayıp oynamayacağıyla ilgili bir soruya ise Mancini, "Tevez'i çok iyi biliyorum. Beraber birkaç başarı kazandık. Onu çok iyi tanıdığım için yarın oynayacağını düşünüyorum." karşılığını verdi.


Galatasaray'ın ilk maçta Real Madrid karşısında aldığı 6 - 1'lik mağlubiyetle ilgili de konuşan Mancini, İspanyol temsilcisine karşı her takımın mağlup olabileceğini, ve bu maçı geride bırakmak gerektiğini söyledi.



"DAHA SOFT BİR BAŞLANGIÇ İSTESEYDİM, EVDE OTURURDUM"

İtalyan bir gazetecinin, 'İtalya'da Juventus'un başına bela oldunuz. Taraftarların da size karşı tepkisi var. İlk maçınız da yarın Juventus'la daha yumuşak bir başlangıç istemez miydiniz?' şeklindeki sorusuna tecrübeli teknik adam, "Daha soft bir başlangıç isteseydim, evde otururdum." cevabını verdi.


Mancini, yeni takımı ile sadece bir gün antrenmana çıktığının hatırlatılması üzerine, "Bir günde hazırlanmak handikap. Böyle durumlarda oyuncuların iyi olması yetmiyor, şans gerekiyor. Juventus'u tanıyor olmam bir avantaj sayılabilir." diye konuştu.



"ATAK FUTBOLU DEĞİŞTİRMEYECEĞİZ, SAVUNMAYI GELİŞTİRECEĞİZ"

Fatih Terim'in Galatasaray'a atak futbol oynattığının, kendisinin bu anlayışta bir değişikliğe gidip gitmeyeceği yönündeki bir soruyu da Mancini, şöyle cevapladı: "En önemli şey denge tutturmak. Hem ofansif hem de defansif dengeyi tutturmak. Galatasaray'ın alışkanlığı ofansif oynamak, bunu değiştirmeyeceğiz. Çalışarak defansif anlayışı geliştireceğiz."



FELİPE MELO: JUVENTUS'UN ORTA SAHASI AVRUPA'NIN EN İYİLERİNDEN

Galatasaray'ın Brezilyalı futbolcusu Felipe Melo ise, eski takımına karşı oynayacağının hatırlatılmasına karşı, "Taraftarın ne yapacağını bilemiyorum. Benim işim şu an Galatasaray için iyi oynamak. Juventus'ta hala bazı arkadaşlarım var. Juventus'un kazandığı başarılardan dolayı mutluyum." şeklinde konuştu.


Juventus'u nasıl bulduğUnun sorulması üzerine Melo, rakiplerinin orta sahasının Barcelona, Real Madrid ve PSG takımlarının orta sahaları kadar kuvvetli oluduğunu diel getirerek, "Juventus'un orta sahası Avrupa'nın en iyi orta sahasıdır." dedi.



http://www.zamanfransa.com/haber/spor/mancini-juventus-u-taniyor-olmam-bir-avantaj-sayilabilir.html

1 Ekim 2013 Salı

Terim 9 dava birden açtı

Terim 9 dava birden açtı


A Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim'in avukatı Rezan Epözdemir, yayımlanan telefon görüşmeleri için sarı kırmızılı Kulüp Başkanı Ünal Aysal'a dava açmayacaklarını söyledi.




Galatasaray'dan ayrılan teknik direktör Fatih Terim, hakkında yapılan yayınlar nedeniyle RTÜK'e şikayette bulunurken, "iftira ve kişilik haklarını zedelediği" için Rasim Ozan Kütahyalı başta olmak üzere bazı televizyon kanallarına da dava açtı.Fatih Terim, Galatasaray'dan ayrılış süreci ve ayrılığının hemen ardından televizyon programlarında hakkında söylenen sözler ve iddialar için dokuz dava açtı. Radyospor'a konuşan Terim'in avukatı Rezan Epözdemir, RTÜK ve savcılık nezdinde 9 dava açtıklarını ve devamının geleceğini söyledi.Terim'in Galatasaray'dan ayrılığı sırasında ve ayrılığının ardından hakkında yapılan tüm yayınları takip ettiklerini ifade eden Epözdemir, Beyaz TV'de Rasim Ozan Kütahyalı'nın Galatasaray Başkanı Ünal Aysal ile Fatih Terim arasında geçen telefon mesajlarını yayınladığı için incelemelerin devam ettiğini ve gerekirse dava açacaklarını ifade etti.Rezan Epözdemir, "Bundan önceki programlarda Terim'e yönelik iftira içeren, kötü niyetli yayınlar, basın yoluyla hakaret nedeniyle savcılığa başvurumuzu yaptık, tazminat için başvurduk. Bugüne kadar dokuz dava açtık. Ayrıca RTÜK'e şikayetlerimizi yaptık. Kişiler hakkında konuşmak doğru değil ama daha önce Ahmet Çakar'a da dava açmıştık. Aysal ile Terim arasında geçen mesajların yayımlanması nedeniyle gereken incelemeleri yapıyoruz. Gerekirse davayı açacağız." diye konuştu.ÜNAL AYSAL'A DAVA AÇILACAK MI?'Rasim Ozan Kütahyalı telefon mesajlarını Ünal Aysal'dan aldığını söyledi, Aysal'a dava açacak mısınız?' sorusu üzerineyse avukat Epözdemir, "Böyle bir düşüncemiz yok. Aysal'a dava açmayı düşünmüyoruz." diye cevap verdi.



http://www.zamanfransa.com/haber/spor/terim-9-dava-birden-acti.html

Fransa'nın Suriye'yi vurmasını Obama son anda engellemiş

Fransa'nın Suriye'yi vurmasını Obama son anda engellemiş


Fransa'nın Ağustos ayı sonunda Suriye'ye düzenlemeyi hazırladığı askeri harekatın, ABD'nin geri adım atması üzerine son anda iptal edildiği öne sürüldü.




Fransız 'Le Nouvel Observateur' dergisinin haberine göre, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın ABD Başkanı Barack Obama ile telefon görüşmesi sonrası Fransız askeri jetlerinin Suriye'ye saldırmaya saatler kala harekat iptal edildi.


ABD Başkanı Obama'nın Hollande'ı arayarak harekat planını Kongre onayına sunacağını aktardığı belirtildi. Bunun üzerine harekat planı iptal edildi.


Habere göre, Fransız askeri uçakları Suriye ordusundaki kimyasal silahlardan sorumlu bölümü hedef olarak belirledi. Kalkışa hazır uçakların resmi tebliğleri bile hazırlandı. Fakat iki liderin telefon görüşmesinin ardından saldırı gerçekleşmedi.



http://www.zamanfransa.com/haber/dunya/fransa-nin-suriye-yi-vurmasini-obama-son-anda-engellemis.html

Yedi yaş altı çocuklar günde en fazla yarım saat bilgisayar kullanmalı

Yedi yaş altı çocuklar günde en fazla yarım saat bilgisayar kullanmalı


Okullarda medya araçlarını kullanmayı öğrenen çocukların evde de aileleri tarafından doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerekiyor. Anne-babaları dijital medya hakkında bilgilendiren Schau Hin adlı girişim, ailelere medya araçlarının kullanımı hakkında önerilerde bulunuyor. Buna göre uzmanlar yedi yaş altındaki çocukların en fazla yarım saat bilgisayar başında kalmasını öneriyor.




Dijital medya okullar dahil bir çok eğitim kurumunda kullanılan bir araç. Öğrenciler internetten araştırma yapıyor, bilgisayarda yazı yazıyor, özel bilgisayar programlarıyla yabancı dil öğreniyor. Eğitim amaçlı kullanılan dijital medya araçları dersin kalitesini artırmanın yanısıra öğrencilerin medya yetkinliğini de geliştiriyor. Okulun görevleri arasında medya eğitimi vermenin de yer aldığını hatırlatan Schau Hin adlı girişimin uzmanlarından Kristin Langer, "Çocukların medyayı kullanma şeklini derste öğrenmesi önemli. Veri koruma, internette sörf yapma gibi konuların hem okulda hem evde konuşulması gerekiyor." diyor.


Çocuk ve gençler bilgisayarı okul ödevleri için de kullanıyor. Bu durumda anne-babaların çocuklarının bilgisayarda ev ödevlerine boş zaman faaliyeti olarak ayırdıkları vakti iyi takip etmesi gerekiyor. Anne-babalara çocuklarıyla konuşarak medya kullanımı için kurallar koymasını tavsiye eden uzmanlara göre yedi yaşından küçük çocuklar günde en fazla yarım saatini medya araçlarının başında geçirmeli. Sekiz-dokuz yaşlarındaki çocuklar için 45 dakika, 10-11 yaşlarındaki çocuklar için en fazla 1 saat, 12-13 yaşlarındaki çocuklar için ise en fazla 75 dakika medya araçlarını kullanmaları tavsiye ediliyor. Çocukların bu kuralları göz önünde bulundurarak televizyon, bilgisayar oyunları ve internete ayıracakları vakti paylaştırmaları gerekiyor. Langer, "Eğer çocuklar bilgisayarda ödevlerine ve boş zamana ayırdıkları vakti birbirinden ayırmayı öğrenirse ilk olarak ödevlerine konsantre olup daha sonra eğlence için vakit ayırabilirler." diyor.


Anne-babalara çocuklarının medya kullanımında öğretmenleriyle birlikte hareket etmesi öneren uzmanlar, bu şekilde çocukların okul ve evdeki medya kullanımında yaşanan sorunlara birlikte çözüm yolu aranabileceğine dikkat çekiyor. Öğretmen ve ailelerin birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yapan Schau Hin uzmanları, çocukların medya eğitiminden sorumlu olan anne-babaların ilk etapta çocuklarına doğru örnek teşkil etmelerini öneriyor.


Anne-babalar, medya araçlarını çocuklarıyla birlikte kullanarak ve medya kullanımı hakkında konuşarak da çocuklarının medya yetkinliğini geliştirebilir. Medya yetkinliğinin çocukların sadece internette nasıl sörf yapacağını bilmesi anlamına gelmediğini söyleyen Langer, "Çocukların bilgisayarda ayırdıkları vaktin kendilerine ne kadar fayda sağladığını da öğrenmeleri gerekiyor." açıklamasını yapıyor. Buna göre önemli olan anne-babaların çocuklarına kritik durumlarda ne yapmaları gerektiğini öğretmeleri ve paylaşmamaları gereken bilgiler hususunda bilgi vermeleri.



http://www.zamanfransa.com/haber/guendem/aile-saglik/yedi-yas-alti-cocuklar-gunde-en-fazla-yarim-saat-bilgisayar-kullanmali.html

Enes Ünal: Galatasaray'a attığım gol sonrası uyuyamadım

Enes Ünal: Galatasaray'a attığım gol sonrası uyuyamadım


Bursaspor'un genç futbolcusu Enes Ünal, Galatasaray'a attığı gol ile tarihe geçtiği gece uyuyamadığını söyledi.




Galatasaray'a attığı golle Süper Lig'de gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçen Bursaspor'un genç yıldız adayı, Enes Ünal TamSaha dergisinin 107. sayısına açıklamalarda bulundu. Soru-cevap olarak gerçekleşen röportajın tamamı şöyle:


Futbolcu bir babanın oğlu olarak doğduğun günden beri futbolun içinde olduğunu zannediyorum. Bize futbol topuyla ilk tanıştığın günleri anlatır mısın?


"Her çocuk gibi ben de sokakta oynayarak başladım futbola. 6 yaşından itibaren ise Sakaryaspor'un futbol okuluna girdim. O dönemde babam Mesut Ünal, Sakaryaspor'da oynuyordu. Hatta bugün takım arkadaşım olan Tuncay abi de o yıllarda Sakaryaspor'daydı. Ben de antrenmanlara gider, Tuncay abiyle futbol oynardım. O günlerden buraya geldim."



Babanın ve ailenin bugünlere gelmendeki katkısından söz eder misin?


"Çoğu genç futbolcunun da söyleyeceği gibi ailem bana çok destek oldu. Sadece babamın değil, annemin de büyük desteğini gördüm bu süreçte. Zaman zaman "Oğlum derslerine biraz daha önem ver dese" de hep arkamda durdu. Keza amcalarımın desteğini de hep arkamda hissettim. Hâlâ her maçtan önce arayıp bana moral verirler."


Babanın futbolcu olmasının avantajları var mı?


"Kesinlikle var. Sonuçta bu işi biliyor. Benim yaşadıklarımı o da yaşamış. Özellikle saha dışı olaylarına çok vurgu yapıyor. Kendi döneminden bir çok genç futbolcuyu örnek gösteriyor ve "Çok yetenekli olmalarına rağmen futbol için yaşamadıklarından kaybolup gittiler" diyor."


Bursaspor altyapısına 9 yaşında girdiğini biliyoruz. Altyapılarda yetenekli oyunculara özel bir ihtimam gösterilir. Senin için de böyle bir durum söz konusu muydu? Kendini o yaşlarda da ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissettin mi?


"Dediğiniz gibi babam Bursaspor'a transfer olunca ben de Sakaryaspor'dan Bursaspor'a geçtim. Kendimi ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissetmeye gelince, ben zaten futbolcuların bir ayrıcalığının olmadığını düşünüyorum. Sonuçta herkes gibi biz de bir iş yapıyoruz. Bursaspor'un altyapısındaki oyuncuların bir çoğu özel yetenek. Ben de kendimi sadece onlardan biri olarak görüyorum."


Seninle ilgili istatistik kayıtları ilk olarak 2009-10 sezonunda ortaya çıkıyor. O sezon U14 takımında yer almış ve 21 maçta 8 gol atmışsın. Hemen ardından gelen sezonların istatistiklerine bakıldığında oldukça düşük bir rakam. O sezon ne olmuştu da kendi ölçeğinde düşük bir grafik çizmiştin?


"U14'te oynamıştım ama benim bir üst yaş grubumdu. O dönemde oldukça küçüktüm. Zaten takımın yedek oyuncusuydum. Oyuna sonradan giriyordum. Yine de attığım gollerle takıma katkı yapan puanların alınmasını sağlamıştım."


2010-11 sezonundan itibaren gol rakamlarında inanılmaz bir yükseliş göze çarpıyor. 50'nin hatta son sezonda 60'ın üzerine çıkan gol sayıları son derecede çarpıcı. Senin için gol makinesi demek bile az kalabilir. Bu çıkışı nasıl sağladın?


Sözünü ettiğiniz dönemin başında Bursaspor'la uluslararası bir turnuvaya gitmiştik. Orada takım olarak çok iyi anlaşmaya başladık. Çok uyumlu bir ekip haline geldik. Ben de turnuvada 20'nin üzerinde gol atmıştım. Özgüvenimi orada kazandım diyebilirim. Öyle ki, artık gol atamadığım maçlarda üzülmeye başladım. Özgüvenim o kadar yükselmişti ki, A takıma ilk çıktığım zaman bile, "Gol atamadığım maçta üzülürüm" diyebilmiştim."


Bu kadar fazla gol atabilmek için nasıl çalışmalar yapıyorsun?


"Özellikle son iki-üç sezondur Yılmaz Burul Hocamla ekstra çalışmalar yapıyordum. Bu çalışmaların dışında yine sahada kalıp gol vuruşları üzerinde çalışıyordum. A takıma çıktıktan sonra da bu çalışmalar devam etti. Hikmet Karaman döneminde eski bir santrfor olan antrenörümüz Hasan Özer benim üzerimde çok durdu. Onunla yaptığım çalışmalarda çok ekstra şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. Bir forvetin yapması gereken her şeyi öğretti bana. Daum geldikten sonra da "Almanya'da bu çalışmayı yapmayan forvet yok" diyerek ban a çabukluğa dayalı özel antrenmanlar yaptırdı. Bir yandan çabukluk bir yandan da gol vuruşu üzerine hazırladığı özel antrenmanları hâlâ sürdürüyorum."


Bugün seninle birlikte futbola başlayan arkadaşların henüz U17 takımında oynarken sen Ümit Millî Takım kampındasın ve Süper Lig'in de gol atan en genç oyuncusu olarak tarihe geçtin. Üstelik bunu bir Galatasaray maçında başardın. Seni yaşıtlarından ayıran temel farklar neler? Bu kadar erken gelişim göstermeni neye borçlusun?


"Her zaman hedefleri ve hayalleri olan bir oyuncuydum. Mesela iki-üç sene önce altyapıdan bir hocamızla konuşmuştum. O sırada yine bir yurtdışı turnuvasındaydık ve benden bir-iki yaş büyüklerin olduğu takımda yedek kalıyordum. Bu duruma da çok üzülüyordum. Hocam bana "Neden böyle yapıyorsun?" diye sorduğunda, "Hocam oynamak, yukarıya çıkmak istiyorum. Dünyada 16 yaşında oynayan futbolcu örnekleri var" karşılığını vermiştim. Hocam da bana, "Türkiye'de böyle bir şeyin olması çok zor. Sabredeceksin" demişti. Ama çalışmaya devam ettim, inandım ve inanınca başarılabildiğini de gördüm. Sonuçta 16 yaşında Süper Lig'de oynadım. Kendinizi hem saha içinde hem de mental anlamda geliştirdiğinizde oynayabiliyorsunuz. Okuduğum bir kitapta, "Siz kendinize inanın, o zaman herkes de size inanacaktır" diye bir söz vardı. Bence en önemlisi de bu."


Bugüne gelişine katkı yapan antrenörlere gelirsek, hangi isimler ön plana çıkar?


"Altyapıdaki hocam Yılmaz Burul'la yaklaşık 4 yıl birlikteydik. Bana sürekli "Kitap oku" derdi. Zaten kitap okumayı seven biriydim ve o özelliğim iyice pekişti. Okuduğunuz kitaplar düşüncelerinizi değiştirebiliyor. Futbolcuların ya da diğer başarılı kişilerin biyografilerini okumayı seviyorum. Onların yaşadığı zorluklara bakarak kendi yaşayabileceğim zorlukları görüyorum ve buna göre önlem alıyorum. Son olarak Tümer Metin'in "Metin olmak" kitabını okudum. Kendini ne kadar geliştirmiş, kültürlü birisi olduğunu yazdığı kitapta gösteriyor."


Genç bir oyuncu olarak idollerin veya yerinde olmak istediğin oyuncular var mı?


"Çocukken Kaka ve Zidane'dı idollerim. Mevkiim oturdukça Ibrahimoviç oldu. Hakan Şükür zaten her genç forvetin idolüdür. Burak Yılmaz abi çok beğendiğim bir oyuncu. Dünya futbolunda ise Van Persie'yi hayranlıkla izliyorum."


Burak ve Van Persie, Ibrahimovic ve Hakan Şükür'e göre biraz daha farklı forvet tipleri. Savunma arkasına patlayıcı bir süratle koşular yapabiliyorlar. Sen kendini o tip bir oyuncu olarak mı görüyorsun yoksa statik bir santrfor musun?


"Günümüzde pek statik santrfor tipi kalmadı. Ben de elimden geldiğince hareketli oynamaya çalışıyorum. Tabii hepsi çok değerli santrforlar. Ben de zaten bu oyuncuları tümüyle örnek almıyorum. Hepsinin parça parça özelliklerinden yararlanmaya çalışarak kendimi geliştirmeye uğraşıyorum. İki ayağımı da kullanabiliyorum, son zamanlarda kafa toplarımı da geliştirdim. Savunma arkasına yapılacak koşularda ise kendimi geliştirmem lâzım ama bunun için gereken kuvvet çalışmalarının da bir zamanı var."


Galatasaray maçında tarihe geçtiğin golün öncesine dönersek, o maçta oynamayı bekliyor muydun? Nasıl hazırlandın?


"Şans bulmayı bekliyor ve bunun hayalini de kuruyordum. O hafta Daum çok üstüme düşmüş ve beni özel olarak çalıştırmıştı. Maç sırasında da Batalla o kadar iyi bir pas verdi ki bana sadece golü atmak kaldı."


Galatasaray'ın golünü son iki sezonun gol kralı Burak Yılmaz atmıştı. Sen de çocukken top oynadığın Tuncay Şanlı gibi marka bir oyuncunun yerine oyuna girip ona cevap verdin. Tüm bunların sana neler hissettirdiğini merak ediyorum.


"Maçtan sonra bunları düşünmek beni mutlu etti ama maça çıktığımda, sahanın içinde bu tür düşüncelerin hiçbiri aklımda yoktu. Taraftarlar bile aklıma gelmemişti. Sadece oyuna odaklanıp gol atmayı düşünmüştüm."


Taraftar demişken, onların sana bakışı nasıl? Beklentilerin yüksekliği omuzlarına ekstra bir yük bindiriyor mu?


"Bursalıyım, orada büyüdüm ve altyapıdan çıktım. Taraftarların bana çok değer verdiklerini ve destek olduklarını biliyorum ve onların bu sevgisini, desteğini boşa çıkarmamak için elimden geleni yapıyorum. Ama açıkçası omuzlarımda ekstra bir yük hissetmiyorum, rahatım."


Bursa'da sokağa çıktığında insanlarla aranda nasıl diyaloglar gelişiyor?


"İki-üç senedir yerel basında hakkımda çıkan transfer haberleri sebebiyle sokağa çıktığımda tanınıyorum. Yanıma gelip ilgi gösterdiklerinde, imza istediklerinde mutlu oluyorum."


Bazı oyuncular halkla diyalogdan ya da kendisinden imza istenmesinden rahatsız olur... "Belki yaşım küçük olduğu için bu durumdan bir rahatsızlık duymuyorum. İleride ilgi yoğunlaşırsa ne olacağını bilmiyorum ama herhangi bir rahatsızlık hissedeceğimi de sanmıyorum. Çünkü insanlarla iletişim kurmak hoşuma gidiyor. Sadece biraz utangacım, bu da beni biraz zorluyor."


Galatasaray'a attığın golün ardından neler hissettin?


"Golü attığım için mutlu oldum ama sadece beraberlik golüydü. İyi oynuyorduk ve maçı kazanmamız gerekiyordu. Bu nedenle golün ardından sadece ikincisini de atmamız gerektiğini düşündüm. Ama maçtan sonra tabii ki uyuyamadım. İnsanın aklına sürekli o an geliyor."


Sonrasında takım arkadaşlarından nasıl tepkiler aldığını anlatır mısın?


"Hepsi tebrik etti. Zaten çok iyi bir takım ortamımız var. Yerlisiyle, yabancısıyla kaynaşmış bir takımız. Yabancılar soğuk olarak bilinir ama bizim takımdakiler öyle değil. Belki de Güney Amerikalı oldukları için çok sıcakkanlılar. Hepsi bana çok destek oluyor. Civelli bana sürekli, "Daha çok çalış, daha iyi noktalara geleceksin" diyor. Taiwo ile de çok iyi anlaşıyorum. Bana, "En iyi arkadaşım sensin" diyor."


Takımdaki pek çok oyuncunun kardeşi, hatta neredeyse bazılarının çocuğu yaşındasın. Onlarla nasıl anlaşıyorsun, nasıl diyalog kuruyorsun?


"Bu konuda pek sorun yaşamıyorum. Dediğiniz gibi kimi kardeşi, kimi oğluymuşum gibi davranıyor bana. Civelli mesela "Büyük bebek" diye çağırıyor beni. Başlangıçta aralarında biraz yabancılık hissetmiş ve çekingen kalmıştım ama şimdi tamamen alıştım. Yaş farkı gözetmeksizin kendimi takımın bir parçası olarak hissediyorum."


Ülkemizde genç oyuncular için en büyük tehlike, olmadan oldum zannetmek. Genç yaşta büyük başarılar elde eden pek çok oyuncuyu daha sonra mumla aramaya başlıyoruz. Bursaspor'un yakın tarihinde de böyle oyunculara rastlamak mümkün. Sen kendi açından böyle bir risk görüyor musun?


"Açıkçası görmüyorum. Böyle bir duruma düşmemek için elimden geleni yapacağım. Dünyanın en iyi oyuncuları kendilerini geliştirmek için sürekli çalışıyorsa, 16 yaşında ve henüz hiçbir şey başarmamış genç bir oyuncu olarak 1-2 gol atıp, "Tamam ben oldum" demem mümkün değil. Küçüklüğümden beri çok büyük hedeflerim var ve bunları başarmak için elimden geleni yapacağım."



Eğitim hayatını nasıl sürdürüyorsun?


"Takım arkadaşlarım gibi ben de Cem Sultan Lisesi'nde okuyorum. Bu yıl üçüncü sınıftayım. Devam etmek zor olsa da gitmeye çalışıyorum. Derslerim fena değil. Sürekli teşekkür alıyorum ama tabii biraz da okul destek oluyor. Yine de hiçbir zaman tembel bir öğrenci olmadığımı söyleyebilirim."



Futbolcu olmasaydın ne olurdun peki?


"Bunu hiç düşünmedim açıkçası. Başlangıçtan beri tek hedefim futbolcu olmaktı."



Okuduğun sınıfta Galatasaray'ı canlı izleyen çocuk sayısı bile sınırlıdır ama sen onlara gol atmayı başardın. Bu durum arkadaşların arasındaki konumunu farklılaştırıyor mu? Onlarla ilişkilerin ne yönde ilerliyor?



"Arkadaşlarım bana her zaman normal birisi gibi davrandı, ben de onları öyle gördüm. Sonuçta hepimiz insanız. Aramızda çok iyi bir bağ var ve bu bağın aynı biçimde devam edip gitmesini arzuluyorum."



Çok genç yaşta futboldan ciddi paralar kazanmaya başlamak sende değişimlere yol açtı mı?


"Henüz 16 yaşındayım ve parayı ben değil ailem kullanıyor. Ben sadece ailemden harçlık alıyorum. Elbette zamanı gelince ben de parayı kullanacağım ama henüz vakit var."



Seni Chelsea, Borussia Mönchengladbach, Juventus ve Santos gibi kulüplerin istediğini biliyoruz. Geleceğini nasıl planlıyorsun?



"Dediğiniz gibi beni isteyen takımlar oldu. Kulüp de onlarla görüştü ama sonuçta benim Bursaspor'da kalmama karar verdiler. Ben de zaten Bursasporluyum ve bundan bir rahatsızlık duymadım. Üç senelik bir planım ve 2016 ile ilgili bir hedefim var ama bu şimdilik bende kalsın."



Anadolu'da oynayan oyuncuların bir çoğu için hedef İstanbul takımlarında forma giymektir. Çok az oyuncu kendi kulübünde marka olarak kalmayı tercih eder. Bursaspor için Sedat III bir markadır mesela. Sen kendine nasıl bir yol çizeceksin?



"O kadar ileriyi görmek ve planlamak kolay değil. Küçüklüğümden beri Bursaspor dışında Türkiye'de herhangi bir takımda oynamayı hayal etmedim. Benim amacım eğer başarabilirsem Avrupa'da oynayabilmek."


Millî Takımlara ilk davet edilişine gelirsek, o günü hatırlıyor musun? Neler hissetmiştin?



"Çok mutlu olmuştum. Rusya'daki bir turnuva için U16 Millî Takımı'na davet edilmiştim. Takımın başında Hakan Tecimer Hocamız vardı. Şimdi önümüzde bir Avrupa Şampiyonası finalleri var ve bizim hedefimiz de Avrupa Şampiyonu olmak."



29 millî maçta 27 gol atmak senin sadece ülke çapında değil, uluslararası arenada da iş yapabileceğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir mi?



"Galiba biraz öyle :) Ama doğrusunu söylemek gerekirse U16 ve U17 Millî Takımlarımız da çok kaliteli takımlar. Almanya'yı, İtalya'yı yendik, Portekiz'in, İngiltere'nin yer aldığı turnuvalarda şampiyonluklar kazandık. Katıldığımız dört turnuvanın üçünde şampiyon, birinde de ikinci olduk. Bunlar önemli başarılar."



Ay-yıldızlı formayı giymek sana neler hissettiriyor ve neler kazandırıyor?


"Her şeyin ötesinde bir duygu bu. Özellikle Türk futbolcular için millî formayı giymek hayallerin en güzelini gerçekleştirmek demek. Benim için ulaşılabilecek en üst mertebe burası. Ne kazandırdığına gelince... Akademi Ligi'nde oynanan futbolla millî maçlar arasında çok ciddi farklar var. Genç Millî Takım'da ilk oynadığımda, "Keşke ligde de her zaman böyle bir futbol oynansa" diye düşünmüştüm. Uluslararası maçların temposu ve kalitesi bizim gibi genç oyuncuların gelişimine büyük katkı sağlıyor."



Yaşın henüz 16. Bu yaşta Ümit Millî Takım'a davet edilmeyi bekliyor muydun?


"Beklemiyordum açıkçası. Hocamız kadroya çağırıldığımı söylediğinde çok mutlu oldum. U21'deki ilk maçımda gol atmak da ayrı bir sevinç kaynağı oldu benim için."



Millî Takımlarda yaş gruplarındaki oyuncular birbirleriyle oynama alışkanlığına sahip. U21'de kendinden 4 yaş büyük oyuncuların arasında kendini nasıl hissediyorsun?



"Başlangıçta bir-iki gün üzerimde çekingenlik vardı ama bu diğer oyuncuların davranışlarından değil benden kaynaklandı. Bursaspor'dan takım arkadaşım olan Musa Çağıran abi rahatlamamı sağladı. Onun sayesinde ben de üzerimdeki çekingenliği attım. Birlikte antrenman yaptıkça onlardan birisi oldum."



Malta maçında takımın dördüncü golünü çok şık bir vuruşla attın. Bize o golden söz eder misin?


"Abdullah Ercan Hocamız ikinci yarıda beni yanına çağırdı ve "Rahat ol, kendi takımında nasıl oynuyorsan öyle oyna" dedi. Oyuna girdikten iki-üç dakika sonra Kamil abinin yaptığı çok güzel ortaya ben de vurdum ve güzel bir gol oldu."



U20 Dünya Kupası kadrosuna çağrılmayı bekledin mi?


"Açıkçası içimde bir ümit vardı ama olmadı. Dünya Kupası sırasında Avusturya'da kamptaydım ama yine de maçların bir kısmını izledim. Zaman zaman "Keşke ben de orada olsaydım" diye geçirdim içimden."



Bursaspor altyapısı oldukça verimli bir tarla. Yakın zamanda Türk futbolunun vitrinine başka kimler gelebilir oradan?


"Kendi jenerasyonumdan başlarsam, 1997'lilerin arasında stoperimiz Ertuğrul Ersoy çok başarılı bir oyuncu. İleri çıkışlarında gol de atabilen bir stoper. Yanında oynayan Furkan da çok farklı bir oyuncu. Çok temiz bir ayağı var. İnşallah ikisi birlikte A takıma yükselip Bursaspor'a uzun yıllar hizmet verir. Orta sahada Emirhan, Emre Belözoğlu tipinde bir oyuncu. Açıkçası en çok onu beğeniyorum. Diğer yaş gruplarına da bakarsak 20-30 kişilik çok değerli bir oyuncu havuzu çıkıyor ortaya."



Futbolun dışındaki vaktini nasıl geçiriyorsun? Kitaplarla aranın iyi olduğunu söylemiştin.


"Farklı bir kitap okuma tarzım var. Birkaç kitabı bir arada okuyorum. Bazen biyografi, bazen roman...Başucumda kitaplarım durur ve ben o anki durumuma göre birini seçip okurum. Kitap okumanın dışında başka bir şey yaptığımı söyleyemem. Çünkü genellikle tesislerde kalıyorum."


Neden, evin tesislere yakın değil mi?


"Yakın ama yaşım ehliyet almak için yeterli olmadığı için arabam yok. Her gün taksiyle gidip gelmek de zor geliyor. Haftada iki gün çift antrenman yaptığımız için oldukça yoruluyorum. Bu nedenle zamanımın büyük bölümü tesislerde geçiyor. Bu arada Türk oyuncular olarak İngilizce öğrenmek istiyoruz. Kaptanımız İbrahim abiyle bu konuyu konuştuk. Haftanın belli günlerinde tesislere bir İngilizce öğretmeni gelecek ve bize lisan öğretecek."



http://www.zamanfransa.com/haber/spor/enes-unal-galatasaray-a-attigim-gol-sonrasi-uyuyamadim.html